1895 yılında basit bir projeksiyon icadı ile hayatımıza giren sinema, 21.yüzyılın insanın vazgeçilmez bir ögesi haline geldi. Farklı coğrafyalardan ve kültürlerden gelinse de “Hollywood” denildiğinde bunun ne olduğunu hemen hemen algılayabiliyoruz. Sadece eğlence sektöründe değil, siyaset, akademi başta olmak üzere her alana sıçradı.

Sinema’nın farklı alanlara yayılması ile birçok kesimler kendilerine ifade olanağı buldular. Bu kesimlerden biri ise kadınlardı.

Sinemada kadının yeri başta olmak üzere kadın merkezli hikayeler oldukça yeni fakat hala eşitlikten uzaktır. Hollywood sinemasını oluşturan büyük şirketler bile kadın ve erkek aktör eşitsizliği ve taciz skandalları ile gündemdeler.

Bu güçlü kadın hikayelerinin büyük bir kısmını sporcu kadınlar oluşturuyor. Sporcu kadınlar özellikle Hollywood sinemasında güçlü kadın profilinin önemli bir sembolüdür. Bunun önemli bir nedeni “erkek işi” gibi görülen spor da başarılı olmasıdır.

Cinsiyetin spor başarısında herhangi bir etkisi bulunmadığı bilimsel olarak kantılanmıştır. Fakat uzun yıllar erkek egemenliğinde olan spora karşı kadın başarısı hala toplumda bir duvar ile karşı karşıya kalıyor. Dolayısıyla bu alanda fark yaratan kadınların hikayelerini anlatmak önemli görülmektedir.

Yazıda ele aldığım filmler ağırlıklı olarak Hollywood filmleridir. Bunun sebebi bu filmlerin bilinirliğini yüksekliği ve vizyona girdiği ülkelerinin sayısının fazla olmasıdır.

Kadın sporcuları konu alan kurgu filmleri genel itibari ile; Romantik-Komedi, Dram olarak ikiye ayrılıyor. Gerçeğe yakın yapımlar ise belgesel türünde oluyor.

2000’ler öncesi filmelerde erkek karakterlerin gölgesinde kalan kadın sporcuların hikayeleri ağırlıktadır. 2000 sonrasında ise Romantik-Komedi tarzında kadının spordaki yolculuğunu konu alan filmler artış gösterir. “Million Dolarlık Bebek” gibi istisna filmler de vardır. Fakat İran Sinemasından Ofsayt ( Jafar Panahi, 2006) gibi yapımlar bizelere farklı coğrafylarda kadın sporcuların hikayelerinin daha karanlık olduğunu gösteriyor.

Dönüşen Önyargılar

Başrolde yer alan kadınlar bize sunulan süreç içerisinde kendilerini ve çevrelerindeki ön yargıları dönüştürüyor. Peki her önyargı dönüşür mü? Önyargılar dönüşecek kadar güçlü mü? En önemli soru ise her kadın sporcu olma sürecini romantik komedi tadında mı geçiriyor?

Sinema’nın kadın sporcuların isterse her şeyi başaracağı yönündeki anlatısı, pratikte toplumsal normlara karşı direnç sergilemekte güçlük çekiyor.

Filmlerde başarılı olan kadınların sergilediği ve onları başarıya götüren faktör “erkekleşme”. Kadın kendi cinsiyet kalıplarını reddederek arenada yerlerini alıyorlar. Topluma “spor” alanına ait olduklarını göstermek için “erkek” jargonuna ait ögeleri benimsemek zorunda bırakılıyorlar.

Kadının spor da yer aldığı en erken filmlerden bir film Manny’s Orphans (1978, : Sean S. Cunningham)’dır. Önemli bir lise de spor öğretmeni olan Manny oldukça başarılı bir erkek futbol takımının da kaptanıdır. Kaderin bir cilvesi ile bir yetimhaneye atanan Manny burada yıldızını parlatmak için bir takım kurmaya girişir. Takım kurulur ve başarılı olur, yıldız oyuncu ise Pepe’dir. Fakat Pepe aslında kızdır. Bu öğrenilince başarısı sorgulanmaya başlanır ve kimliği gizlenmeye çalışılır. Sahip olduğu cinsiyet onun hak ettiği başarısını gölgelemeye başlar. “Nasıl erkek gibi oynuyor” sorularına maruz kalır.

Gregory’nin Kızı

“Erkek” Gibi Olma

Bir diğer örnek ise Gregory’nin Kızı (1981, Bill Forsyth)’dır. Film de Dorothy, futbol koçunun cinsiyeti hakkındaki ayrımcı fikirlerine rağmen erkek futbol takımına girmeyi başarır ve oldukça başarılı olur. Erkek futbol takımında olan Gregory ise takıma girmeden önce ondan oldukça hoşlanır. Fakat takıma girdikten sonra kendisinden soğur çünkü “erkek” gibi olduğunu düşünür. Gene de kendisine açılır ve birlikte romantik bir randevuya çıkarlar. Bundan sonra olayın örgüsü değişir. Ana Karakter “kadın” olduğunu ispatlayınca birden yan karakter olur. Erkek grubu onu artık dengi olarak görmez. Çünkü Gregory için o artık “çanta da keklik”tir.

Ofsayt

Aynı durum İran yapımı Ofsayt ( JafarPanahi, 2006) içinde söylenebilir. Film de futbola meraklı bir grup kadının erkek kılığına girerek tribün yasağını delmeye çalışması anlatılır. Yönetmenin 6 yıl hapis aldığı film bizer futbolun izleme hakkının bile erkeklere verildiğini gösterir. Fakat “erkekleşmeye” çalışarak bu hakkı elde etmeye çalışan kadınların sorgulamalarının ne derece ciddi olduğunu gösteriyor.

İran da bu yasak rüzgarının esmeye başladığı yıllarda Amerika sinemalarında farklı bir görünüm mevcuttur. Kadın sporcuların yaşadığı toplumsal şartların olumsuz taraflarına karşı eleştiri başlar. Hollywood’a bu ağırlıklı olarak Romantik-Komedi türündedir. Ne kadar gerçekçi olduğu belirsiz olmakla birlikte ilham verici yönüyle önemli bir nokta. Baş karakterler Manny’s Orhan ve Gregory’nin Kızı’nda olduğu gibi artık bir yan karakter değil.

Hayatımın Çalımı Beckham

Hayatımın Çalımı Beckham (Gurinder Chadha, 2022), bu ilham verici karakterlerden birinin hikayesini bize sunar. Hikayenin başrolü İngiltere’de yaşayan Hintli bir ailenin kızı olan Jessminder’dır. Hayali rol modeli olan David Beckham gibi başarılı olmaktır. Kendisini sürekli onunla oynarken hayal eder. Fakat futbol oynama hayali utançtan başka bir şey değildir. Futbol ailesi için bacaklarını milyonlara sergilemesidir.

Çevresindeki yaşıt genç kızlara göre duruşu ve konuşması ile daha erkeksidir. Mahallenin erkek futbol takımında oynarken cinsiyetçi şakalara maruz kalır ve ona aynı jargon da cevap verir. Burada yerel bir kadın futbol takımında oynayan Jules ile tanışır. Jules da Jesssminder gibi aile baskısına maruz kalır. Jessminder Jules’a neden bir kadın futbol takımı kurulduğunu sorduğunda Jules’un verdiği cevap spordaki erkek tahakkümünün etkisini yansıtır.

“Biz kızlar için hiçbir şey yoktu, her şey erkekler içindi”

İki farklı genç kız iki farklı baskın aile yapısına karşı koyarlar. Fakat Jessminder İngiltere’de yaşayan Hintli bir ailenin kızı olarak daha fazla sınıfsal ayrımcılığa maruz kalır. Nitekim kadın futbol takımının koçu olan Joe şöyle der; “Daha önce hiç futbol oynayan hintli kız görmemiştim”

Genç kızlar, annelerinin kendine sunduğu geleneksel kadın dayatması ile kendi inşa etmek istedikleri kimlik arasında sıkışıp kalırlar. Özellikle Jessminder’ın futbol eğilimi ortaya çıkınca kendine ev de daha fazla iş yükü verilir.

Jessminder ev de ki direnci “baba izni” ve kendi vücudu koruyacağı sözünü vererek kırar.

She’s The Man

She’s The Man (Andy Fickman, 2008) ise kadının “erkekleşmek” zorunda olduğu bir diğer örnektir. Film başrol Viola’nın, erkek kılığına girerek futbol takımına girmesini konu alır. Annesi de kendisini sürekli bir “hanımefendi” gibi davranmaya zorlar ve erkeksi tavırlarından rahatsız olur. Viola tam tamına “mahallenin kızı”dır.

Bu süreç içerisinde Viola, erkekliği gözlemler ve deneyimler. Fakat bu deneyimler oldukça uç noktadır. Erkek olduğunu ve kendini kabul ettirmek için sürekli laf atar ve “erkeksi” şakalar yapar. Annesi de kendisini sürekli bir “hanımefendi” gibi davranmaya iter ve erkeksi tavırlarından rahatsız olur.

Görüldüğü üzere filmlerde aile faktörü kadın sporcular üzerinde oldukça önemli gözüküyor. Yüzüncü Yıl ve Marmara Üniversitesi akademisyenleri 250 kadın futbolcu ile yaptığı çalışma da “spora teşvik etmede en etkili faktörün aile olduğunu” gösteriyor.

Milyon Dolarlık Bebek

Güçlü Kadın Hikayeleri

Son yıllarda ise sinema daha farklı bir eksene yönelmektedir. Gerçekçi, neo-nair tarz da sporcu kadınları konu alan filmler son yıllarda artmaktadır. Bu filmler ise kendi imzalarını ve erkek arenasında yer almayıp kimliklerinden taviz vermeyen kadınların hikayeleri. Kült filmler haline gelmiş olan Milyon Dolarlık Bebek (Clint Eastwood, 2004) yapımı buna örnektir.

Billie Jean King ve Bobby Riggs’in efsanevi tenis maçını konu alan Ezeli Rekabet (2017. Jonathan Dayton) filmi, cinsiyetçi bakış açısının en önemli göstergelerinden biridir. İkili maç yaparken arka plan da taraftarlar arasında da cinsiyet odaklı bir savaş söz konusudur. “Ben erkek şovenistim” gibi arka plan da birçok cinsiyetçi pankart açılır.

Kaynakça

Hear me out: why She’s the Man isn’t a bad movie | Film | The Guardian

Battle of the Sexes review – a winner in straight sets | Biopics | The Guardian

Öztürk, P. & Koca, C. (2015). FUTBOLUN “ÖTEKİSİ” KADINLAR, FOTOĞRAFIN “ÖTEKİSİ” FOTOROMANI YAZIYOR . Moment Dergi , Kadın Anlatıları , 157-
183 . https://dergipark.org.tr/tr/pub/moment/issue/36281/409687

Atlı, M. , Arslan, E. , Özkan, Z. & Kızılet, A. (2017). Türkiye’de Kadın Futbolcuların Spora Başlamalarına Etki Eden Unsurlar ve Spordan Beklentileri . İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi , 7 (1) , 54-61. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuspor/issue/31010/340059

Betton, Gerard, Sinema Tarihi, Çev: Şirin Tekekli, İletişim Yayınları, İstanbul.

Taşkaya, Merih, Emine Uçar İlbuğa, Sinemada Kadın, Aksav:2012. sinemadakadin.pdf (kameraarkasi.org).


FILM REVIEW; Her Mom May Kick, But a Girl Plays to Win – The New York Times (nytimes.com)

   

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer Haberlere Göz Atın

Olimpiyatlara Katılan Kadın ve Erkek Sporcuların Eşit Katılım Sorunu

Olimpiyat sporcularının kadın ve erkek eşit katılımı korunuyor mu? sorusuna cevap almak…

Gelişmiş Ve Gelişmemiş Ülkelerdeki Kadınların Sporla İlişkisi

Akademik çalışmalarda, kadınların ve kız çocuklarının spora katılımı ve eğitim başarısı arasında…

Bir Kadın Nasıl Olmalı?!: Caster Semenya

Caster Semenya, Afrikalı bir atlet. İlk olarak görüntüsüyle dikkat çekti, yeterince kadınsı…

SPOR YOLUYLA KADININ GÜÇLENMESİ: NE MÜMKÜN?

Ben bir feminist spor bilimciyim, kadın ve spor alanında hak temelli faaliyet…