“Yok canım kaç yaşında, ondan geçti o işler.” Bu cümlenin çoğu zaman çevrenizden birileri için konuşulduğunu duymuşsunuzdur. Yaşa dair hangi sınırdan sonra bu cümlelerin kurulduğu ve yapılacak eylemin niteliğiyle ilgili olarak değişebilen bu cümle pek çok alana da sızıverir. Kimi zaman çocuk doğurmak kimi zaman kilometrelerce yüzmek… 

Keza günümüzde her daim genç, fit, güzel ve bakımlı olmanız gerektiği dikte edilirken bu cümleleri otuzlu yaşlarınızın henüz başındayken bile duymaya başlayabilirsiniz. 

Altmış üç yaşında “emekli” bir yüzücüyseniz ve Küba’dan Florida’ya yüzme hayalinizi henüz gerçekleştiremediyseniz bu anlayışa maruz kalmamak işten bile değil. 

Diana Nyad, tüm olumsuzluklara kulaklarını tıkayarak Küba’dan Florida’ya kadar 170 kilometrelik mesafeyi köpek balığı kafesi kullanmadan yüzen ilk ve -bugüne kadar tek- yüzücü olmayı başardı. Bu ilham verici hikâyenin aktarıldığı Netflix’te yer alan Nyad filminde de gördüğümüz gibi başarıya giden yol oldukça engebeli ve sert. Köpek balıkları, zehirli denizanaları, körfez akıntısı bu zorlukların sadece birkaç tanesi. Filmde gördüğümüz Diana karakteri azimli bir sporcu olmasının yanı sıra öfkeli, ben merkezli ve yorulmak, pes etmek nedir bilmeyen bir karakter. Diana’nın yüzmeye ara verdiği otuz yılın etkisini filmin her aşamasında hissediyorsunuz. Yaşlanma, eskime, başaramama duygusunu şüphesiz Diana gibi spora ara veren ve bu alana geri gönen hemen her sporcu hissetmiştir. 

Elli saat boyunca aralıksız yüzmek, denizin dalgalarından sık sık kusmak, köpek balıkları ve zehirli denizanalarıyla mücadele etmek “emekli” bir yüzücü için oldukça zor handikaplar. Tüm bu olumsuzluklarla birlikte ona inanmayan, vazgeçirmeye çalışan insanların yanı sıra onu her koşulda destekleyen, antrenmanlarına yardımcı olan, gerekli sağlık hizmetlerini sunan insanların varlığı da bu mücadeleyi anlamlı kılan dayanışma ağının bir kısmı. Başarıya giden bu yolun ayrıntılarına değinmekten ziyade yaş alma/yaşlanma hikâyesinin özellikle de kadın sporcular için nasıl bir feminist mesele hâline geldiğine değinmenin değerli olduğu düşüncesindeyim. Diana’nın hikâyesi yaşına dair ona yapılan baskının ve ayrımcılığın üstüne giden, yaşlanma gerçeğini kabullenen fakat bu kabullenişi azim, inanç ve kararlılıkla tersine çeviren bir sporcu olması açısından oldukça etkileyici. 

Yaşlanma deneyimi durdurulması, önlenmesi gereken bir durum olarak sunulurken bunu her alanda hissetmek mümkün. Özellikle bedensel güç isteyen mesleki alanlarda yaşlanma, eskime, dayanıksız olma baskısı etkisi su götürmez bir gerçek. Yaşlanma ve fiziksel aktivite ilişkileri düşünülürken, beklenilen eski performansı sergileyememek, “başarılı” olma hâlinden uzaklaşmak genel kanıyken bunu aksine çeviren sporcuların varlığı yaşlanma deneyimi ile spor aktiviteleri arasındaki ilişkiyi düşünmeye değer kılıyor. Yaşlılığın neredeyse tedavi edilmesi gereken tıbbi bir durum ya da hastalık olarak tasvir edildiği yaklaşıma Diana Nyad’ın inadı ve bitmek tükenmek bilmeyen umudu örnek olarak gösterilebilir. 1950’li yıllardan bu yana onlarca yüzücü bu mesafeyi yüzmeyi denemiş fakat başarısız olmuşlardır. Diana Nyad yirmilerinde de denediği bu mesafeyi dört başarısız denemenin ardından altmış üç yaşında elli üç saatlik bir performansla geçmeyi başarmıştır. Diana Florida kıyılarına ulaştığında “Üç mesajım var. Bir, asla vazgeçme. İki, hayallerinin peşinden koşmak için asla çok yaşlı değilsin. Ve üç, tek kişilik bir spor gibi duruyor ama bu bir takım işi.” diyerek kalıplara sığdırılan bir normun olmadığını da göstermiş oluyor. 

Yaşlılık kavramının etrafında örülmüş olan olumsuz kanı ve sabit fikirlerin tarihi çok eskilere gidiyor. Yaşlılığa dair önceleri bilgelikle biçimlendirilen inanışlar günümüze yaklaşıldıkça acizlikle özdeşleştirilir. Yaşlılık; güçsüzlük, meşakkatsizlik, hafızanın kaybı, umutsuzluk, çirkinlik ve ölümle özdeş hâle getirilmiştir. Bu özdeşleştirmeler güzellik endüstrisinin agresif bir biçimde büyümesi ve her alanda pompalanan reklamlarla özellikle kadınlar için daha da ön plana çıkan yetersizlik duygusunun içselleştirilmesinde ön ayak olmuştur. Diana tüm bu sabit fikirlere karşı yaşlılık deneyiminde umudun bir temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor. Florida’ya vardığında söylediği şeyler -özellikle ilk ikisi- ölümün geldiği son ana kadar yaşama dair umudu ortaya koyuyor. Yapmak istediklerini yapmak için gerekli çabayı vurguluyor.

Üçüncüsü ise Diana’nın da aslında deneyimleriyle öğrendiği bir ilkedir. Çünkü Diana’nın bitmez tükenmez denemeleri artık onda bir takıntı hâline gelirken çevresindekilerin uyarılarına da kulaklarını tıkıyor. Başarmak için her şeyi göze alarak büyük bir hırsa kapılıyor ve beraber yola çıktığı takım arkadaşları yavaş yavaş ondan uzaklaşıyor. Diana o yaşında sadece bedensel bir çabanın üstesinden değil zihinsel bir engelin de üstesinden geliyor. Dostlarından yardım istemeyecek kadar bencil karakteri yavaş yavaş aşınıyor ve amacına ulaşmak için onlara ihtiyacı olduğunu kavrıyor. Diana da iletişim kanallarını açarak bencilliğine son veriyor ve ardından bu farkındalığını kullanarak takım çalışmasıyla bunu başarıyor.

Diana Nyad yetmiş iki yaşına girdiği günlerde etkileyici hikâyesini şu sözlerle sürdürüyor:

Yaş, cinsiyet, dini eğilim, siyasi tercih vb. gibi önceden hazırlanmış kategorilere girmeyi reddediyorum. Bu kategorilerin çoğu sınırlamalarla tanımlanıyor. Sanırım büyük sağlık şirketlerinin ürettiği belgelere bakarsak, 72 yaşındaki bir kadının uzun bir başarısızlık ve yeteneksizlik listesiyle karşı karşıya kalacağını görürüz.

Ben gerçekçiyim. Cildim, özellikle de güneşe/deniz suyuna maruz kalan cildim bu noktada darbe aldı. Yer çekimi cilt, göğüsler ve kas dokusu üzerinde öngörülen işini yapıyor. E n’olmuş? Aynada gördüğüm yaşlanma faktörlerine odaklanarak geçirdiğim her dakikanın, yaşamayı kaçırdığım bir dakika olduğunu düşünüyorum”.

Yaşlanmanın fiziksel gerçeklerini kabullenmekle zihinsel süreçlerini kabullenmek arasındaki fark Nyad’ın kendisini sınırlamamasının en temel motivasyon kaynağı. Bedeniniz eskisi gibi görünmeyebilir fakat bu fiziksel gücünüzün ya da enerjinizin sönümlendiği ya da bittiği anlamına gelmez. Nyad da sözlerinin devamında bunu vurguluyor: 

“Benim önemsediğim şey canlılık, enerji, bakış açısı. Ve fiziksel güç. Kendimde bu açılardan 22, 32, 42, 52 veya 62 yaşımdan bir fark göremiyorum. Hâlâ büyük bir zevkle uyanıyorum, hâlâ tetikte, tamamen uyanık ve her günün her dakikasında tamamen canlı. Ne zaman yavaşlayacağım, ne zaman daha çabuk yorulacağım, yorucu fiziksel aktiviteden sonra toparlanmakta ne zaman zorlanacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Ama bunların herhangi biri olduğunda gerçekçi olacağım. Henüz gerçekleşmedi.

Belki sağlıklı bir genetik yapıya sahip olduğum için şanslıyım. Hiç şüphe yok ki, yaşam boyu fiziksel kondisyona olan bağlılığım artık hayatımın son üçte birinde olumlu bir rol oynuyor. Sebepler ne olursa olsun, kendimi hâlâ ruhen gürleyen ve oldukça güçlü bir bedene sahip olduğumu düşünüyorum. Yani 72 benim için herhangi bir nevrotik endişe oluşturmuyor.

Yaşlanma deneyimi de her insanın varlığı gibi biricik ve eşsiz. Ön yargılarla, kaygılarla geçirilen zamanı değersizleştirmek yerine geçirilen her ana dair yapıp ettiklerimizin kontrolü bizlerin elinde. -Hiçbir şey yapmamak ve bunu tercih etmemek de buna dâhil.- Nyad’ın da dediği gibi kaygılarla nevrotik endişelerin girdabında kaybolmaktansa gürlemek gerek üstelik yaşımız ne olursa olsun…

Kaynakça:

  1. Medium. “The Wisdom of Aging” Erişim adresi: https://medium.com/@diananyad/the-wisdom-of-aging-a117d3989584
 
 
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer Haberlere Göz Atın

Kadın ve Erkek Tenisinde Gelir Eşitsizliğine Karşı Atılan Adımlar

Cinsiyet temelli gelir eşitsizliği, sporun adalet ve eşitlik ilkelerine aykırıdır, aynı zamanda…

Viktorya Dönemi’nin Asi Kızı: Charlotte Cooper

22 Eylül 1870’de İngiltere’nin Ealing şehrinde “Chattie” lakaplı Charlotte Reinagle Cooper dünyaya geldi.…

SPOR YOLUYLA KADININ GÜÇLENMESİ: NE MÜMKÜN?

Ben bir feminist spor bilimciyim, kadın ve spor alanında hak temelli faaliyet…

Spor, Sporcu ve Kadın Sporcu Potansiyeli Üzerine Bir Bakış

İnsanlık tarihinde bilindiği hâliyle spor, savunma ve saldırı temeline dayanıyor. İlkel çağlarda…