Bisiklet ekonomik, ekolojik, sağlıklı, dinamik, özgürleştirici bir ulaşım aracı. Peki sadece bu kadar mı? İki tekerleğin üzerinde yol almaktan, uzun seyahatlere çıkmaktan mı ibaret bisikletin yol arkadaşlığı? Gelin bisikleti bir de ‘bisiklet benim için bir tutku’ diyen genç sporcu Yağmur Karaca’dan dinleyelim, bisikletiyle önyargıların karşısında durarak pek çok değişime adım atmış genç sporcuyu tanıyalım. 

Yağmur Karaca, 23 yaşında bir bisiklet tutkunu. Bisikletle tanışma serüveninin üniversitede başladığını söylese de, röportaj sırasında çocukluk yıllarında bisikletle ilgili deneyimlerini anımsıyor ve bisikletin hayatında bir tutku olarak yer alma sürecinin çocukluk yıllarıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Ürgüp’ün küçük bir köyünde doğan Yağmur, çocukluğunda spora ve doğaya ilgili olduğunu söylüyor. Farklı branşlara ilgi duyan genç sporcu, hentbolu ve masa tenisini de deneyimlemiş. Bisiklet, çocukluğunda kullandığı bir ulaşım aracıyken üniversite yaşamına geçtiği süreçte bisiklete bakış açısı değişmeye başlayan genç sporcu,  bisikletin bir ulaşım aracından çok daha fazlası olduğu fikriyle tanışıyor. Sadece kendisini değil çevresinde fark ettiği sorunları da değiştirmek için hayal kuran Yağmur, bir değişim hareketi başlatıyor!

Üniversitede bisiklete bakış açını değiştiren, bisikleti senin için bir tutku haline getiren süreç nasıl başladı?

Ege Üniversitesi’nin eğitim dönemlerinin ilk haftalarında öğrenci topluluklarının kendini tanıttığı etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerde yer alan toplulukları tanımaya çalışırken kendimi Ege Üniversitesi Bisiklet Topluluğu(EBİT)’nda buldum. Bu topluluğun bisiklet etrafında çok farklı faaliyetler düzenlediklerini öğrendim. Kamplar, doğa gezileri bunlar arasındaydı. Ekibe katıldıktan sonra yıl boyunca düzenlenen her etkinlikte yer aldım. İlk etkinlikte bisikletle kat etmeyi hedeflediğimiz rotayı hava şartları nedeniyle bitirememiştik ve bir yerde koşulların iyileşmesini beklerken ekibin koordinasyonu, çözüm odaklı plan yapması beni çok etkiledi. Bu benim için bir motivasyon oldu ve kondisyonum da iyileşmeye başladı. İlk etkinlikte belirlenen rotada ilerlerken çok zorlanmış biriyken, kendimi süreç sonundaki en büyük etkinlik olan ve dokuz gün süren İzmir- Çanakkale rotasına katılabilecek nitelikte biri olarak buldum. Bu dokuz gün boyunca yol arkadaşlığını, bir çadırı paylaşmayı öğrendim. 

Bisiklet aracılığıyla hayata dair değerleri paylaşan ve topluluğun içinde aktif rol almak üzere topluluk yönetiminde katılmaya uygun görülen Yağmur Karaca, üstlendiği görevle birlikte kendisi için daha öğretici bir sürecin başladığını, söylüyor. Tecrübeleri doğrultusunda öğrendiklerini, topluluğun yeni katılımcılarına aktararak eğitmenlik yapan Karaca, bisikletle ilgili düzenlenen, üniversiteler arası yarışmalara da dahil olmaya başlıyor. 

Bisikletle ilgili başka hangi etkinliklerde yer aldınız? 

Pandemi, yapmayı planladığımız pek çok şey gibi bisikletle ilgili planlarımızı da etkiledi. Dağ bisikleti üzerine bir yarış takımımız vardı. Üniversiteler arası dağ bisikleti yarışlarına katıldım. İlk katıldığım yarışta üçüncü olduktan sonra, bisikletin bu boyutuna da merak sardım. Bir başka yarışta birincilik elde ettim ama pandemi süreci nedeniyle yarış organizasyonları askıya alındı. Ege Üniversitesi Bisiklet Topluluğu Festivali’nin üçüncüsünü de pandemi nedeniyle düzenleyemedik. Pandemi sürecinin kesintiye uğrattığı üniversite bittikten sonra EBİT’le bağım hiç kopmadı ve deneyimlerimin üzerine bir şeyler koymayı hedefledim. 

Ege Üniversitesi tekstil mühendisliği bölümünden mezun olan Yağmur Karaca, ben aslında EBİT’ten mezun oldum, diyerek bisiklet topluluğunun kendisine çok şey kattığını vurguluyor. Festival düzenleme sorumluluğu üstlenerek, hedeflerini gerçekleştirme cesaretiyle adım atmaya devam eden sporcuya, festival düzenleme sürecini soruyorum. Şöyle anlatıyor:

Bisiklet topluluğunda tanıştığım Antalya’nın Finike ilçesinin Gökbük köyünde yaşayan bir arkadaşım, köyünde kırsal turizmin canlanması için projeler geliştirmek istiyordu. Aklına gelen fikir doğrultusunda beni, o köyün bisiklet rotalarını çıkartmam için köye davet etti. Köye gittiğimde köyden çok etkilendim ve bisiklet rotaları hazırlamaya başladım. Köyde, proje üzerine çalışmaya başladık.  Bu süreçte, TİEBFest Bisiklet Festivalleri Derneği bir tesadüf üzerine sosyal medyadan benimle iletişime geçti. Üzerinde çalıştığımız projeyi onlara aktarma fırsatı buldum. Projeyi birlikte yürütmeye ve burada bir festival organize etmeye başladık. Ben zaten rotalar üzerine çalışmıştım ama sürece farkındalık katmak  ve köy kültürünü tanıtmak adına köyü tam anlamıyla gözlemlemeye başladım. Köydeki kadınların yemek yaptığı, geleneksel oyunların oynandığı ortamlarda bulundum. Köy halkıyla, köye dışarıdan gelecek insanların iç içe bulunduğu bir ortam yaratmaya çalıştık. Köyün kendine has bir enerjisi vardı; coğrafyası, doğası bunda önemli bir faktördü. Böylece, bir ay için gittiğim köyde dört ay zaman geçirdim. Sonuçta köyün kültürünü ve coğrafyasını  bisiklet aracılığıyla tanıttığımız bisiklet festivalini gerçekleştirdik.

Fesivalin genel koordinatörlüğünü üstlenen Karaca, köy kadınlarının organizasyonda yer almasını da önemsemiş. Festivalin başarılarından birinin de Gökbük köyünün ismini duyurmak, köyü değerleriyle tanıtmak olduğunu söyleyen genç sporcu, bisikletin sadece spora indirgenmeden farklı alanlarda yol gösterici olabileceğini de gösteriyor.

Bisikletin kendisi için ne ifade ettiğini ise şu kelimelerle ifade ediyor:

Bisiklet gördüğümüz biçimiyle iki tekerlekli bir araç ama aslında insanlar arasında köprü kurulmasını sağlayan da bir araç. Şehirler arasında köprü kurmak için de bir araç. Benim gözümde bisiklet, başımı alıp gitmek istediğim yolculuklarda çok iyi bir yol arkadaşı. Benim en güzel yol arkadaşım bisikletim oluyor genelde. Kalabalık bir grup içinde ya da tek başıma yaptığım yolculularda da bisiklet hep yanımda. Bisiklet uzun yolculuklarımda sohbet ettiğim, sakinleşmemi sağlayan bir arkadaş. Benim düşünmemi, kendimi keşfetmemi, sohbet etmemi sağlayan bir araç, bir tutku. 

Bisiklete bir tutku olarak hayatında yer açan genç sporcu, çocukluğunu geçirdiği köyde bisiklete hiç de kendisinin baktığı gibi bakılmadığını söylüyor ve bu önyargıyı kırmak için attığı adımları şöyle anlatıyor:

Küçük bir köyde büyüdüm ve genç bir kadın olarak bisiklete bindiğim için ayıplandım. “Kocaman kız oldun, hala bisiklete mi biniyorsun”, diyerek ayıplayan çok insanla karşılaştım. Bu söylemler karşısında utandığım anları da anımsıyorum. Daha sonra ben  üniversitenin ilk yıllarındayken, Kapadokya’da her yıl yapılan bir bisiklet köyü buluşması vardı. Ben oraya gönüllü olarak, ekibe destek amaçlı katıldım. Rotanın bizim köyden geçtiğini bilerek etkinliğe dahil oldum. Daha sonra babamla bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Babamı arayarak etkinlikten bahsettim ve köyden geçtiğimiz sırada köy kahvesinde mola vereceğimizi anlattım. Ona şöyle sorduğumu hatırlıyorum: “Baba,  biliyorsun bisiklet kullanırken tayt giyiyoruz. Ben köy kahvesine vardığımızda orada durayım mı yoksa eve mi geçeyim?” Babam “Canın ne istiyorsa onu yap”, diye cevap verdi. Ben köye gittim, bunu daha önceki tecrübelerimin ve bakış açısının verdiği kaygıyla birlikte de olsa gerçekleştirebildim. Bu başka bir adım atma cesaretini de kendi içinde var etti. 

Sonrasında ne oldu, köydeki önyargıyı nasıl aştınız?

O etkinlikten iki ya da üç yıl sonra, kendi köyümde bisiklet festivali düzenledim. Yüz kadar taytlı bisikletçiyi kendi peşimde köye getirdim. Köyümdeki düşünceye ve önyargılara rağmen festival düzenleme sorumluluğu üstlenerek bir şeyleri değiştirmeye çalışmayı bisiklet sayesinde başardım. Köydeki insanların desteğini alabilmek, tepkilerinin değiştiğini görmek, tebriklerini duymak düzenlediğim ikinci festivalin en büyük kırılma noktası oldu benim için. 

Doğayla baş başa kaldığı zamanlarda ya da tek başına yolculuk yaparken kendisine turist olabileceği kabulüyle yaklaşan ve “hello” diyen insanların olduğunu aktaran genç sporcu, “kadın başına” algısının bu tarz yaklaşımlara neden olabileceğini düşünüyor. Sporcu, Türkiye’de genelde kadın sporcuların kendilerini güvende hissedebileceği alanlarda vakit geçirmeyi seçtiğini de belirterek ve başından geçen bir olayı aktarıyor:

Kınık taraflarında yalnız sürüş yaptığım bir günde, yokuş başında dinlenirken karşı taraftan bir bisikletçi geldi ve beni görünce durdu. “Hello” diyerek selam verdi. Ben daha önceki deneyimlerime dayanarak “merhaba” diyerek karşılık vermeyi tercih ettim ve “siz yabancı değil misiniz” diyerek şaşırdı. Daha sonra biraz sohbet ettik. Bu sırada neden bir yabancı olduğum varsayımıyla yaklaştığını sorma fırsatı buldum. Çantasını sırtına almış, kendi başına bisiklet üstünde yolculuk yapan ve Türkiye’de yaşayan kadınlarla karşılaşmadığını, söyledi. Bu olay, ülkemizde tek başına yola çıkma meselesini aşan eksikliklerin yaşandığını düşünmeme neden oldu. Bu, belki de kendini güvende hissedememekle ilgili.  Tabii farklı sebepler de olabilir. Ancak güvende hissedememekten bahsediyorsak bunu aşmak için kaçmamak, yollara dökülmek gerekiyor.

Sizce sporcuların gözünden bakıldığında genel anlamda sporla ilgili ne gibi problemler var?

Hayatta bir telaşa kapılmış durumdayız. Bir rutin içinde, sabah sekiz akşam beş çalışma saatlerinde yaşıyoruz. Bu süreçte insanlar,  hobi kazanma fırsatı ya da alışkanlığı edinemiyor. 

Yağmur Karaca bisiklet sporunu sadece kendi dünyasında sürdürmüyor, onun önyargıları aşmak, bisikleti sevdirmek, var olan sorunların üzerine gitmek gibi amaçları da var. Bunu bisiklet aracılığıyla başarmayı hedefliyor. Bisiklet onun için bir iletişim kurma, sosyalleşme, daha iyi olanı arayıp bulma aracı. 

Peki, bu genç sporcunun hedeflerini gerçekleştirmek için projeleri var mı? 

Bisiklet üzerine yapmak istediğim o kadar çok proje var ki,  mezun olduğum alana yönelme fırsatı bulamadım. Kişisel gelişim üzerine uzun süredir düşünüyorum. İnsanların kendini keşfetmesi için sosyal girişim tabanlı bir iş kurmayı tasarlıyorum. Bunun üzerine bir buçuk yıldır düşünüyorum ama temel taşları oluşturma sürecindeyim. Hedef kitlem çocuklar ve kadınlar. Çocukların özgüvenini artırabilecekleri, sosyal yönlerini geliştirebilecekleri bir yaşam alanı yaratmayı istiyorum. Hayvancılıkla, tarımla uğraşan bir aileyiz. Çiftlik yaşamının da deneyimlenebileceği bu yaşam alanını, kendi köyümde hayata geçirmeyi hedefliyorum. Bisiklet eğitimi vermek konusunda nitelikli bir çevrem var, projeme bisiklet eğitimini de dahil etmek istiyorum. Yaşadığım köyde çocukların bisikleti daha doğru bir şekilde tanımalarını, öğrenmelerini amaçlıyorum. Bisiklet kullanmak isteyen emekli kadınların da planladığım proje içinde sosyalleşebileceğini düşünüyorum.

Projenizi tanıtırken bahsettiğiniz bu “yaşam alanı” birçok noktaya temas ediyor. Biraz daha detaylı anlatır mısınız, neler olacak bu yaşam alanında?

Projemde bisiklet atölyeleri kurarak hurda bisikletlerin yeniden kullanılmasını amaçlıyorum. Bu atölyelerde çocukların el becerilerini geliştirebileceğini düşünüyorum. Ülkede dağ bisikleti yarışlarına katılabilecek sporcu yetiştirme eksikliğimiz olduğunu düşünüyorum. Kapadokya, dağ bisikleti için çok özel bir alan. İhtiyacımızı karşılayacak pek çok doğal parkur var. Burada rehberlik edeceğim, bisiklet eğitimi vereceğim çocukları, yarışlara hazırlamak istiyorum. 

Oluşturmak istediğiniz sosyal yaşam alanı bir projeden çok daha fazlası. Belki de birçok hayata dokunacaksınız. Peki, bu fikir nasıl oluştu? Çünkü, doğayla iç içe ve sınırlara, duvarlar arasına sıkışmamış bir proje bu…

Ben, ailem tarım ve hayvancılıkla uğraştığı için çiftlik kültürüyle büyüdüm. Bu sürecin bana kattığı şeyleri şimdi daha iyi anlıyorum. Hayvanlarla, doğayla temas içindeydim. Şimdi büyük şehirlerde, metropollerde yaşayan çocukların da bu tarz temaslara ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Bisiklet, bu noktada insanların doğayla temas etmesini  ve stres atmasını sağlayan bir rol üstleniyor. Doğadan öğreneceğimiz çok şey var ve zaman geçtikçe bu fikre alışıyoruz. Doğa çocukların yeteneklerini keşfedebileceği ortamları barındırıyor. Çocukların buna ihtiyacı var. 

Çocukların yeteneklerini keşfedeceği ortamlardan uzak kaldığını söyleyen Yağmur Karaca, bir yarış içerisinde sınava hazırlanan çocuklara yeni bir alan açmanın imkanını sunmak istiyor. Okuyoruz bir bölümü tercih ediyoruz ama tercihlerimizi bilinçli yapmıyoruz, diyen genç sporcu, tekstil müdendisliğini neden seçtiğini bilmediğini söylüyor ve şöyle devam ediyor sözlerine:

İnsanların önce kendini tanıması, keşfetmesi gerekiyor. Benim kendimi keşfettiğim ve ne istediğime karar verdiğim an, Antalya Finike’de köyde geçirdiğim süreçte ortaya çıktı. İnsanların kültürüyle temas edip onlara fayda sağlayabilecek etkinlikler planladığım süreç, benim mutlu olduğumu hissettiğim bir süreçti. Bu süreçte yaptığım şeyleri bir iş olarak görmedim. Akan bir hayatın içinde belli bir yaşa gelen insanların değişiminin zor olduğunu fark ettim. Bu nedenle o günden beri, çocuklar için farkındalık yaratabileceğim projeler üzerine düşünüyorum. 

Peki kendinde bulduğun cesaret ve değişim isteği, karşımdaki insanlara da geçsin diyorsan, ne söylemek istersin, bir şeylere başlamak isteyenlerin cesaretini ortaya çıkaracak olan adımı ne tetikler?

Toplum olarak bir şeyleri denemeye önyargılıyız. Bunu yıkmak da çok zor aslında. Ben kendi yıktığım önyargılarımı, başarılarımı düşünüyorum… Hiçbir zaman bir şeyleri denemekten çekinmedim. İçimdeki merakı hep canlı tuttum. Sanırım içimizdeki merakı canlı tuttuğumuzda bir çıkış noktası ortaya çıkıyor, bunun için de bir şeyleri denemek gerekiyor. Masa tenisine başladım, hentbolla devam ettim sonra bisiklet serüvenim başladı. Aslında beni en çok mutlu eden spor, masa tenisiydi, sonrasında bisiklet oldu. Bazı süreçleri esneterek kendimize fırsat yaratmamız gerekiyor. Yaşın, cinsiyetin, yaptığımız mesleğin hiçbir önemi yok. Bence kendi hobileri üzerinden meslek edinen insanların başarısı da yüksek oluyor. Küçük hedeflerle büyük değişimler yaratmak mümkün.

1 Yorum
  1. Sporun ve doğayla uyumun dönüştürücü gücünü yansıtan ilham verici hikayeleri okumak çok güzel. Elinize sağlık 👏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer Haberlere Göz Atın

“A Takım Seviyesinde İşler Çok Daha Zor; Nilüfer Belediyesi’nde Oynamak İçin Sabırsızlanıyorum; Giovanni’yi Diğer Antrenörlerden Ayıran Şey Mental Yönü”

Çağla Akın, Türkiye voleybolunun yetiştirdiği önemli sporculardan bir tanesi. Vakıfbank, Beşiktaş, Fenerbahçe,…

UCI Dünya Yol Şampiyonu Anna van der Breggen

Bugün UCI Dünya Yol Şampiyonası’nda elit kadınlar yol yarışı gerçekleştirdi. Yarışı 2018…

‘Kazandığım Başarıların Hiçbiri Kolay Olmadı, Ama Zorluklardan Güzel Anlamlar Çıkardım’: Manş Denizini Geçen İlk Türk Kadın Sporcu Nesrin Olgun Arslan İle İlham Dolu Hikayesini Konuştuk

Başarılarıyla özellikle kadınlara ve kız çocuklarına ilham olan, Manş Denizi’ni geçen ilk…

E-SPOR’UN GENÇ YILDIZI : AYLİN “LYYİAN” KARAKAYA 

Dijitalleşen dünya ile beraber elektronik spor, diğer bir adıyla e-Spor sektörel olarak…