“Sadece iyi yüzmek yetmiyor.” Milli sporcu Su Tezel Sarıkaya’ya göre sualtı hokeyi kondisyon, nefes kontrolü, taktik bilgi ve takım uyumunu aynı anda gerektiren zorlu bir branş. Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu olan 1998 doğumlu Sarıkaya, küçük yaşlarda başladığı yüzmenin ardından lisede sualtı hokeyiyle tanıştı. Başkent Spor Kulübü’nde başladığı kariyerini bugün ODTÜ Spor Kulübü’nde sürdüren milli sporcu, su altında sessizce oynanan bu branşın bilinmeyenlerini, milli takım yolculuğunu ve Türkiye’deki gelişimini anlattı.

Sualtı hokeyini hiç bilmeyen birine nasıl anlatırsınız?

Sualtı hokeyi, buz hokeyine benzeyen ancak havuzun tabanında oynanan bir takım sporu. Oyun, ağırlığı olan bir pak ile oynanıyor. Takımlar sahada altışar oyuncudan oluşuyor ve dörder yedek oyuncu bulunuyor. 25 metrelik havuzun iki ucunda dizilen takımlar, korna sesiyle birlikte oyuna başlıyor.

Su altında oynandığı için palet, maske, şnorkel ve eldiven gibi ekipmanlar kullanıyoruz. Pakı ilerletmek için de yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda “stick” dediğimiz kısa sopalarımız var. Temel amaç ise pakı rakip takımın kalesine ulaştırmak. Aslında buz hokeyinin su altındaki hali diyebiliriz.

Sualtı hokeyinde maçın en kritik unsurları neler? Oyuncular hangi durumlarda faul veya ceza alabiliyor?

Müsabaka sırasında en önemli konu, takımın kendi oyun planına sadık kalması. Rakibe göre değil, kendi taktiğinize göre oynamanız gerekiyor. Maça çıktığınızda kondisyonunuzun ve teknik bilginizin yeterli olması zaten bekleniyor. Çünkü sualtı hokeyi, oyun sırasında iletişim kuramadığınız bir spor. Takım arkadaşınızın nerede olacağını, nasıl hareket edeceğini önceden bilmeniz gerekiyor. Pozisyon kaybedildiğinde de herkesin çok hızlı reaksiyon vermesi şart.

Kritik anlardan biri de oyuncunun ceza alması ve takımın eksik kalması. Böyle durumlarda takımın doğru pozisyon alabilmesi maçın gidişatını doğrudan etkiliyor.

Sualtı hokeyinde diğer sporlarda olduğu gibi çeşitli fauller var. Örneğin pakı sopa yerine eldivenle oynamak, rakibe kasıtlı temas etmek ya da rakibin hareketini engellemek faulle sonuçlanabiliyor. Tekrarlanan veya daha ciddi ihlaller ise 1, 2 ya da 5 dakikalık cezalara dönüşebiliyor. En ağır cezalardan biri de pas atarken pakın rakibin baş veya omuz bölgesine isabet etmesi.

Sizin de az önce belirttiğiniz gibi bu spor iletişim kurulamayan bir spor. Peki suyun altında takım arkadaşlarınızda nasıl anlaşıyorsunuz?

Dediğim gibi bu iş aslında antrenmanda bitiyor. Ne kadar fazla birlikte antrenman yaparsanız ve oyunu ne kadar iyi bilirseniz, oyun sırasında gelişen durumlara herkesin aynı şekilde tepki vermesi de o kadar kolay oluyor. Ama iletişimimiz kısıtlı. Faullerde, gollerde ve devre arasında suyun yüzüne çıkıyoruz. Onun dışında herkes belli aralıklarla nefes alıp tekrar suya girdiği için oyun esnasında konuşma olmuyor. Belki göz temasıyla ya da mevkine göre bir-iki takım arkadaşınla iletişim kurabiliyorsun ama o da konuşmadan. Oyun sırasında söylemek istediğimiz şeyleri ise faullerde, gollerde ya da devre arasında çok kısa sürelerde paylaşabiliyoruz.

Belli aralıklarla su dışına çıkabildiğinizi söylediniz. Sualtı hokeyinde oyun esnasında ortalama ne kadar nefesinizi tutmanız gerekiyor?

Aslında bunun net bir cevabı yok. Çünkü bu süre oyuncuya, pozisyona ve oyunun akışına göre değişiyor. Nefes tutma kapasitemizi artırmak için çok antrenman yapıyoruz. Oyun sırasında 15-20 saniye suyun altında kalabiliyorsan iyi bir pozisyon korumuşsun demektir. Antrenmanlarda ise dipten 50 metre, bazen 100 metreyi nefes almadan yüzebiliyoruz. Ama maçta tempo ve nabız çok yüksek olduğu için 1-2 dakika suyun altında kalmak gibi bir durum olmuyor. Bazen 3 saniye suyun altında kalıp kritik bir hamle yapıyorsun, bazen de 20 saniye alan koruyorsun.

Maçlarda hakem sistemi nasıl işliyor? Oyuncuların itiraz hakkı oluyor mu?

Suyun içinde üç, suyun dışında ise bir hakem olmak üzere toplam dört hakem görev yapıyor. Suyun içindeki hakemler oyunu takip ediyor; faul gördüklerinde dış hakeme işaret veriyor, dış hakem de kornayı çalarak oyunu durduruyor. Hakemler el işaretleriyle faulün ne olduğunu ve oyunun hangi takım lehine devam edeceğini gösteriyor.

İtiraz hakkımız da var. Hakemin kararına anlık olarak itiraz edebiliyorsun. Üç hakemden biri bir faul görüp diğerleri görmediyse hakem molası veriliyor ve hakemler kendi aralarında konuşarak ortak karar alıyor. Sporcular da görüşlerini söyleyebiliyor ama üç hakemin ortak kararını oyuncular değiştiremiyor.

Maç sırasında ekipmanlarınızla ilgili sorun yaşayabiliyor musunuz? Böyle bir durumda oyun duruyor mu?

Maskelerle ilgili zaman zaman sorun yaşayabiliyoruz. Benim de kullandığım bir maskenin camı çıkabiliyordu. Bunun dışında karbon paletler kırılabiliyor, kullandığımız sopaların da kırılma ihtimali var. Ben kendi adıma maske dışında çok ekipman sorunu yaşamadım.

Böyle durumlarda ise oyun durmuyor. Dört yedek oyuncumuz ve sınırsız oyuncu değiştirme hakkımız var. Ekipmanla ilgili bir sorun yaşadığında yedeğin oyuna giriyor. Ancak oyuncunun ya da rakibin güvenliğini etkileyecek ciddi bir durum varsa oyun durdurulabiliyor.

Milli takım sürecinden bahsedebilir misiniz? Milli formayı ilk giydiğiniz an neler hissettiniz?

Aslında lisenin başından beri sualtı hokeyi oynuyorum, öncesinde de yüzme geçmişim vardı. Bu yüzden sporu hep üst seviyeye taşımak istedim. Sualtı hokeyi karmaşık bir spor; sadece iyi yüzmek ya da iyi nefes tutmak yetmiyor. Oyunu iyi bilmek, kondisyonlu olmak ve bunların hepsini bir arada yapabilmek gerekiyor. Rekabet de kendi içinde oldukça yüksek.

Milli takım sürecim ise uzun sürdü. Yaklaşık dört yılı aşkın süre milli takım kamplarına çağrıldım ama seçilemedim. En sonunda 2025 yılında yapılan kampların ardından milli formayı giyebildim. Yaklaşık 7-8 yıl boyunca kamplara katıldım. Kampa çağrılmak bile büyük bir onur ve heyecandı; orada hem yeni şeyler öğreniyor hem de milli bayrak altında takım olmayı deneyimliyorsunuz. Ama milli takıma seçilmek bambaşka bir duyguydu. Yıllardır hayalini kurduğum hedefe ulaşmış oldum.

Antrenmanlarınız nasıl geçiyor? Milli bir sporcu olarak bir gününüzü anlatabilir misiniz?

Genel olarak kara ve havuz antrenmanları yapıyoruz. Kara antrenmanlarında daha çok kondisyon ve kuvvet çalışıyoruz; koşu ve vücut güçlendirmeye yönelik antrenmanlar yapıyoruz. Havuz antrenmanlarımız ise yaklaşık iki saat sürüyor. Bazen kendi aramızda maç yaparak taktik geliştiriyoruz, bazen de havuz kondisyonunu artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz. Bu antrenmanlarda belli setlerle dipten ya da su üstünden yüzüyoruz. Maç antrenmanlarında ise takımlara ayrılıp oyun oynuyor, gerektiğinde oyunu durdurup pozisyonları birlikte değerlendiriyoruz.

Kariyeriniz boyunca unutamadığınız bir maç ya da turnuva var mı?

Var. Pandemiden önce, 24 yaş altı kategorisinde oynarken ilk kez Türkiye Şampiyonası finaline çıkmıştık. Maç berabere bitince altın gole uzadı. Altın golde ilk golü atan takım şampiyon oluyor. O golü ben attım ve Başkent Su Sporları Takımı olarak ilk kez Türkiye şampiyonu olduk. Sonrasında iki yıl daha şampiyonluğumuzu koruduk. Kariyerimde en unutamadığım an o altın gol oldu.

Türkiye’de sualtı hokeyinin gelişimini ve kadın sporcuların bu branştaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sualtı hokeyi aslında Türkiye’de uzun yıllardır yapılan bir spor. Benim doğduğum yıllarda, 1996-1998 döneminde bile takım çıkarılıp oynanıyormuş. Ancak o günden bugüne çok hızlı bir gelişim gösterdiğini söyleyemem. Özellikle 2015-2025 yılları arasında erkek milli takımının yaş kategorilerinde dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazanmasıyla Türkiye’nin bu branştaki başarısı daha görünür hale geldi.

Buna rağmen antrenman saatleri hâlâ önemli bir sorun. Havuzlar ancak akşam geç saatlerde boş olduğu için çoğu zaman antrenmanlara 21.00’de başlayıp 23.00’te bitiriyoruz. Bu durum özellikle lise ve ortaokul çağındaki sporcuların gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.

Sualtı hokeyi çok fazla sponsor ya da maddi destek alan bir branş değil. Federasyonun spora yaklaşımı ve emeği çok değerli ancak bünyesinde birçok farklı branş olduğu için sualtı hokeyine özel destek sınırlı kalabiliyor. Oysa özellikle erkek milli takımının önemli uluslararası başarıları var.

Kadın takımı tarafında ise gelişim erkeklere göre biraz daha yavaş ilerledi. Milli takım kamplarına ilk çağrıldığım dönemlerde destek daha çok erkek takımına yöneliyordu. Son yıllarda ise kadın takımının güçlenmesiyle birlikte bu dengenin değişmeye başladığını, kadın sporculara verilen desteğin de arttığını söyleyebilirim.

Bence bundan sonraki en önemli adım, bu sporun daha fazla tanınması. Türkiye’de hâlâ sualtı hokeyini bilmeyen çok kişi var. Önce branşın ve uluslararası başarılarının daha görünür olması gerekiyor. Sonrasında hem kadın hem erkek milli takımlarının maddi ve manevi olarak daha fazla desteklenmesi çok değerli olur. Maddi destek bulmak kolay değil ama en azından bilinirliğin artması bile sporun gelişimine önemli katkı sağlayacaktır.

Kariyerinizle ilgili ileriye dönük hedefleriniz neler?

Ben aynı zamanda diyetisyenim. Şu an doğrudan sporcu beslenmesi alanında çalışmıyorum; daha çok hastalıklar üzerine yoğunlaşıyorum. Ancak sporun içinde olduğum için ileride sporcu diyetisyenliğini de kariyerimde daha fazla ön plana çıkarmayı düşünüyorum.

Birçok federasyon ve kulüpte sporcu diyetisyeni ya da spor psikoloğu desteği bulunurken bizim branşımızda bu imkânlar henüz yok. Bu desteklerden yalnızca hazırlık kamplarında, olimpiyat hazırlık merkezlerinde yararlanabiliyoruz. İleride hem sporuma hem de mesleğime katkı sağlayacak şekilde bu alanda çalışmak isterim.

Milli takım kariyerimde de yoluma devam etmek istiyorum. Seneye yeniden seçmeler yapılacak, 2027’de ise Dünya Şampiyonası var. Hedefim yeniden milli takıma seçilmek ve o şampiyonada ülkemi temsil etmek. Bu doğrultuda antrenmanlarıma devam ediyorum.

Bu spora başlamak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Hokey bugün benim başladığım döneme göre çok daha ileri bir noktada. O zamanlar sadece 23 yaş altı ve elit kategoriler vardı. Bugün ise 15 yaş altı, 17 yaş altı ve 23 yaş altı gibi farklı yaş kategorileriyle güçlü bir altyapı oluşmaya başladı.

Takım sporlarını sevenlere sualtı hokeyini mutlaka denemelerini öneririm. Bu spor sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da sizi geliştiriyor. Takım ruhunu, disiplini ve sorumluluk almayı öğretiyor. Camiamız da birbirini destekleyen, samimi bir yapıya sahip. Bu yüzden sadece bir sporun değil, aynı zamanda güçlü arkadaşlıkların da parçası oluyorsunuz.

Elbette emek isteyen bir branş. Sadece iyi yüzmek ya da nefes tutmak yetmiyor; kondisyon, oyun bilgisi ve takım uyumunu aynı anda geliştirmek gerekiyor. Antrenman saatleri zor olabiliyor, kullanılan ekipman sayısı fazla olabiliyor ama bütün bunlar sizi geliştiriyor.

O yüzden herkese en azından bir kez denemesini tavsiye ederim. İlk izlediğinizde anlaması zor gelebilir ama suyun içine girip oyunu gördüğünüzde ne kadar stratejik ve keyifli bir spor olduğunu fark edeceğinizi düşünüyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir