Dayanıklılık sporlarını anlamak için bazen yarış sonuçlarına ya da madalyalara değil, o sonuçları mümkün kılan hazırlık sürecine bakmak gerekir. Sporcuların en önemli öğrenmeleri ve en kıymetli bilgileri çoğu zaman yarıştan sonra değil; uzun antrenmanların ve gündelik yaşamın içinde şekillenir. Merve Güney ile yaptığımız bu söyleşide yarış sonuçlarından çok, o sonuçlara giden yolu konuştuk.
Merve Güney’i uzun zamandır takip ediyorum; yarışlarını ve antrenmanlarını ilgiyle izliyorum. Onu yakından tanıma fırsatım ise Kadınlar İçin Spor ve Fiziksel Aktivite Derneği’nin (KASFAD), Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi iş birliğiyle düzenlediği Geleceğin Kadın Spor Liderleri Programı’nda oldu. Program boyunca her oturuma aynı merak ve yüksek enerjiyle katılması, öğrenmeye olan isteği ve deneyimlerini paylaşma biçimi aklımda kalan ilk izlenimler arasında yer aldı.
İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği mezunu olan Merve Güney, Southampton Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansını tamamladıktan sonra yaklaşık 13 yıl finans ve iş geliştirme alanında çalıştı; son olarak Doğan Holding’de Finans Müdürü olarak görev yaptı. Ardından kurumsal kariyerini geride bırakıp tutkusu olan dayanıklılık sporlarına yöneldi. Bugün profesyonel triatlet, motivasyon konuşmacısı ve MGKare Endurance’ın kurucu ortağı.
Son yıllarda elde ettiği başarılar, onu Türkiye’nin en başarılı dayanıklılık sporcularından biri haline getirdi. 2025 Ironman Fransa Genel Kadınlar Şampiyonu, 2024 Ironman Frankfurt Yaş Grubu Avrupa Şampiyonu oldu. 2023 ve 2026 yıllarında Ironman Dünya Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı; bu yıl ise Hawaii Kona’da düzenlenecek Dünya Şampiyonası’nda ülkemizi temsil edecek Türk kadın sporcu olarak yarışacak.
Merve Güney sorularımı yanıtlarken İsviçre’nin St. Moritz ve İtalya’nın Livigno bölgelerinde yüksek irtifa kampındaydı. Dünyanın en başarılı dayanıklılık sporcularının performanslarını geliştirmek için tercih ettiği bu bölgelerde, eşi ve aynı zamanda antrenörü olan yol arkadaşıyla birlikte karavanlarında yaşayarak hem çalışıyor hem de Kona Dünya Şampiyonası hazırlıklarını sürdürüyordu. Yoğun antrenman programı, değişen kamp rotaları ve karavan yaşamının temposu arasında sorularıma zaman ayırdı. Bu nedenle bu yazıyı ayrıca önemsiyorum. Çünkü Merve’nin anlattıkları geriye dönüp yapılan değerlendirmeler değil; yaşanırken paylaşılan deneyimler.

Dayanıklılık Bir Yaşam Biçimi
Merve Güney’in anlattıkları arasında beni en çok etkileyenlerden biri, dayanıklılığı yalnızca yaptığı spor olarak değil, yaşamını anlamlandırma biçimi olarak anlatmasıydı. Dayanıklılık sporu, yoğun iş temposunun ve stresin içinde hayatına girmiş. Ancak zamanla yalnızca yaptığı bir spor olmaktan çıkmış; kendisini, sınırlarını ve yaşamı algılayışını şekillendiren bir deneyime dönüşmüş. Bunu şu sözleriyle anlatıyor:
“Bugün kendimi dayanıklılık ile son derece bütünleşmiş bir birey olarak görüyorum. Dayanıklılık hayatımızın her anında kendimizde hissetmemiz gereken bir mental ve fiziksel kas gibi.”
Ardından bu deneyimin kendisinde yarattığı değişimi şöyle ifade ediyor: “Dayanıklılık sporu sayesinde sadece sporda değil aynı zamanda hayatın içinde de daha kuvvetlendim. Kendi limitlerimi aşabildiğimi gördüm.”
Merve Güney’in anlattıklarında dayanıklılık, yalnızca bedeni güçlendiren bir spor değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi de değiştiren bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Belki de bu yüzden anlatırken sık sık spordan çok hayata dönüyor. Çünkü onun için dayanıklılık, yalnızca daha uzun mesafeler kat etmek ya da daha iyi dereceler yapmak değil; insanın kendi sınırlarını yeniden tanıması, onları zaman zaman aşabilmesi ve bu süreçte güçlenmesi anlamına geliyor.

Dayanıklılık Sürekli Öğrenmeyi Gerektiriyor
Merve Güney’in anlattıkları, dayanıklılığın yalnızca antrenman yaparak değil, sürekli öğrenerek gelişen bir süreç olduğunu da gösteriyor. Elbette bilimsel çalışmaları yakından takip ediyor. Yeni araştırmaları okuyor, antrenman yöntemlerini inceliyor ve bunları kendi koşullarına uyarlamaya çalışıyor. Bu yıl uygulamaya başladıkları sıcaklık antrenmanları da bu arayışın bir parçası.
Ancak onun için bilgi yalnızca bilimsel yayınlardan gelmiyor. Sosyal medyanın dayanıklılık sporlarında bilgi paylaşımını önemli ölçüde değiştirdiğini düşünüyor. Dünyanın farklı ülkelerindeki profesyonel sporcuların ve antrenörlerin antrenmanlarını, yarış hazırlıklarını, sakatlıktan dönüş süreçlerini ve hatta yaptıkları hataları açıkça paylaşmalarının kendisi için önemli bir öğrenme kaynağı olduğunu söylüyor.
Bu paylaşımlar ekranla da sınırlı kalmıyor. Sorularımı yanıtladığı yüksek irtifa kampında, uzun süredir takip ettiği bazı profesyonel sporcular da antrenman yapıyordu. Merve onları yalnızca performanslarıyla değil; çevreleriyle kurdukları ilişkiyi, sınırlarını nasıl zorladıklarını ve deneyimlerini nasıl paylaştıklarını da gözlemlediğini anlatıyor. Ona göre bütün bunlar, sporculuğunu geliştiren öğrenme sürecinin önemli bir parçası.

Menstruasyon Yarış Gününe Denk Geldiğinde
Merve Güney’e, menstrüel döngünün antrenmanlarını ve yarış deneyimini nasıl etkilediğini de sordum. Dayanıklılık sporlarında aylar süren hazırlıkların karşılığı çoğu zaman tek bir yarışta alınıyor. Ancak bazen o gün, menstrüel döngüyle çakışabiliyor. Merve, böyle zamanlarda geciktirici ilaç kullanmak zorunda kaldığını söylüyor. Çünkü yıl boyunca hazırlandığı yarışın bu döneme denk gelmesi, onun için önemli bir stres kaynağı.
Bununla birlikte, kendi bedenini tanıdıkça döngüsünün antrenmanlarına nasıl yansıdığını da daha iyi gözlemlediğini anlatıyor. Menstrüel döngü dönemlerinde daha fazla acıktığını, buna karşılık enerji seviyesinin yüksek olduğunu fark ettiğini söylüyor. Söyleşimizde beni en çok düşündüren noktalardan biri ise bu deneyimleri konuşurken kurduğu şu cümleydi: “Bu konu hakkında maalesef iyi bir destek almak pek mümkün değil. Türkiye’de tıkanmış bir konu.”
Belki de bu yüzden, kadın sporcuların bedenlerine ilişkin deneyimlerin daha açık konuşulması gerektiğini düşünüyor. Çünkü bedenini tanımak başka, o deneyimi anlamlandıracak bilgiye ve desteğe ulaşabilmek başka bir mesele.

Kadın Dayanıklılık Sporcularına Dair Bilgi Eksikliği
Söyleşimizin son bölümünde, Merve Güney’e kadın dayanıklılık sporcularının deneyimlerinde hâlâ yeterince konuşulmayan konuları sordum. Ona göre bunlardan biri, kadınların dayanıklılık sporlarındaki başarısını açıklayan bilgi eksikliği.
“Kadınların erkeklere göre daha dayanıklı olduğu söyleniyor. Hayatın içinde de bunun böyle olduğunu görüyoruz. Sporda bunun nedenleri daha detaylı anlatılmalı; kendi içimizdeki gücü görmemize yardım sağlanmalı.”
Merve Güney, yalnızca bu konunun değil, menstrüel döngünün spor üzerindeki etkilerinin ve kadın sporcuların yaşadıkları deneyimlerin de daha açık konuşulması gerektiğini düşünüyor.
Bununla birlikte geleceğe umutla bakıyor. Yüksek irtifa kampında kadın ve erkek sporcu sayısının neredeyse eşit olmasının kendisini motive ettiğini anlatıyor. Türkiye’de de kadınların dayanıklılık sporlarında daha görünür olacağına inanıyor. Ancak bunun için Türk kadınlarının kararlılığı tek başına yeterli değil:
“Yeterli alan ve yeterli destek sağlanmadan dünya arenasında ismimizin duyulması çok zor oluyor.”
Dayanıklılığın Kısa Yolu Yok
Söyleşinin sonunda Merve Güney’e dayanıklılık sporlarına yeni başlayanlara ne söylemek istediğini sordum. Yanıt tek kelimede özetlenebilir: sabır.
“Genelde anında sonuç odaklı davranan sporcular en hızlı bu sporu bırakan ve hayal kırıklığına uğrayan kişiler oluyor.”
Ardından, dayanıklılığı bütün söyleşiyi özetleyen şu sözlerle anlatıyor:
“Dayanıklılık sporcusu olmak büyük bir yolculuğa ant içmek gibi; her gün kendinizin daha iyi bir versiyonu olmaya gayret etmek demek. Bunu yaparken de hiçbir zaman kısa bir yol olmadığının bilinmesi gerek.”
Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de giderek daha fazla kadın ve erkek dayanıklılık sporlarına yöneliyor. Belki de bunun nedenlerinden biri, asıl başarının yalnızca yarış gününde değil; o güne giden uzun yolculuğun her adımında saklı olması.