Karate, kısaca silahsız savunma sanatı olarak tanımlanırken, aynı zamanda atak ve blok tekniklerinden oluşan bunun için de vücudun tüm parçalarının etkin bir şekilde kullanıldığı bir spor dalıdır.

Bu spor dalını daha da detaylandıracak olursak; “Karate” kelimesinin, boşluk anlamına gelen “kara” ve el anlamına gelen “te” karakterlerinden oluştuğunu ve “boş el” anlamına geldiğini de görürüz. Bazı yerlerde yol anlamına gelen “do” eki de ekleniyor, bu da karatenin, bir savunma sanatından çok bir yaşam yolu (tarzı) olduğunu ifade ediyor.[1]

Karatenin faydalarını zihinsel, bedensel ve sosyal olmak üzere üç kategoride toplamak da mümkün.

Tüm bu genel bilgiler ışığında karate branşında kadın sporcuların yeri ve önemini, dahası bu branşın gerektirdiği zorunlulukları ve göremediğimiz yönlerini, yaklaşık 20 yılını bu spora adayan, Dünya Karate Şampiyonalarında ve Avrupa Şampiyonalarında sayısız başarılara imza atan ve ülkemize altın, gümüş ve bronz madalyalar kazandıran, aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nde de sporcu olan ülkemizin yetiştirdiği en önemli milli kadın sporcularından Meltem Hocaoğlu Akyol’dan dinleyelim istedik.

Merhabalar sevgili Meltem Hanım öncelikle sizi biraz tanımak isteriz, kendinizden bize biraz bahsedebilir misiniz?  

Merhabalar ben karate milli takım sporcusuyum. Şu an 31 yaşındayım, 7 yaşında iken karateye başladım, 3 senedir evliyim, beden eğitimi öğretmeniyim, Marmara Üniversitesinde yüksek lisans yapıyorum, karate milli takımıyla birlikte faal alarak müsabakalara katılmaya devam ediyorum, en son 2020 Tokyo olimpiyatlarına katıldım.

“20 senedir spor yapmama rağmen ismini bile duymadığımız olimpik branşlar varmış şokuyla olimpiyatlarda karşılaşmıştım.”

Ülkemizdeki spor dalları hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz ve karate branşına ilgi duymanızdaki sebepler nelerdir, sizi bu konuda neler etkiledi ve bu branşa sevk etti (Karateye ve milli takıma geçiş sürecinizden bahsedebilir misiniz)?

Birçok spor branşının ülkemizde yüksek düzeylerde yapıldığını düşünüyordum ta ki Olimpiyatlara gidene kadar… 20 senedir spor yapmama rağmen ismini bile duymadığımız olimpik branşlar varmış şokuyla işte orada karşılaşmıştım. Daha gidecek çok yolumuz olduğunu orada daha iyi yerlere de gelebileceğimizi fark ettim ama bunun yanı sıra sanırım daha çok ülkemiz mücadele sporlarına daha yatkın ve ilgi duyuyor. Bu yüzden olsa gerek; güreş, tekvando, karate ve judo ‘da uluslararası derecelerimiz daha çok gibi gözüküyor ama umut vadeden farklı branşlarımız da var bu da bence arkadaşlarımın ve federasyonların özel destekleri ve çabalarıyla oluyor. Bu olaylar futbol dışındaki diğer tüm branşlarda geleceğe umutla bakmama katkı sağlıyor, futbolda hemcinslerimiz anlamında pek umut vadedici tutumlar göremiyorum, ümit ederim bu branşta da gelişme gösterebiliriz.

Beni karateye yönlendiren durumlardan ilki ilkokulda öğretmenimin desteğiyle tüm sınıf olarak karateye başlamış olmaktı. Zaten sporu seven bir aileden geldiğim içinde benim için kolay bir adaptasyon süreci olmuştu. Ayrıca beni hareket/enerji ve o kıyafetler çok etkilemişti. Henüz 7 yaşındayken karate sporuna bakış açım özel bir insan, bir kahraman olma izlenimi veriyordu. Daha kolay uyum sağlamamı sağlayan şey ise antrenörümle olan ilişkimdi. Bu spora yönelimimi kısaca özetleyecek olursam; antrenörümün bizimle kurduğu o bağlantı, tüm sınıf arkadaşlarımla birlikte bu spora yönelim ve ailemin desteğinin çok büyük bir faydası olduğunu düşünüyorum.  

Milli takıma geçiş sürecimde dönemin şartları sebebiyle yalnızca o yaş grubunda Türkiye Şampiyonası, il şampiyonaları, iller arası özel turnuvalar ve yaş kategorisi sebebiyle yalnızca uluslararası olarak Balkan Şampiyonasına gidebilmiştim.

Tam anlamıyla milli sporcu olmam sanırım; 13-14 yaşlarımda Balkan Şampiyonası’na katılmak için Türkiye Şampiyonu olduğum senenin sonunda gerçekleşmişti. Yine yaşıt arkadaşlarımla birlikte Bosna’ya gitmiştik ve orada da Balkan şampiyonu olmuştum.

Bir de evlilik sürecinden geçtiniz bu olayın mesleğinize katkıları olduğu kadar bir kadın olarak dezavantajları olduğunu da düşünüyor musunuz? 

Bu olayın benim adıma avantajlı geçtiğini düşünüyorum ama dezavantajları olan bölümler de var. Bunu hem arkadaşlarımdan yaşadım hem de içimde biraz buruk kalan şeyler var onlardan dolayı da dezavantajı olduğunu söyleyebilirim. Bu sanırım bir tercih; seçtiğiniz kişi, kurduğunuz evlilik hayatı sistemi, sizinle ve karşınızdaki kişinin ortak fikirleriyle bir araya gelince anlam kazanıyor diye düşünüyorum, çünkü tek başına yapılan bir şey olmadığı için en baştan bunu göze alarak yola çıkıyorsunuz, bu hususu biraz duygusal yoksunlukla bir nebze iş görüşmesine benzetebiliriz. Uzun süreli bir birlikteliğimiz olduğu için zaten hayatıma adapte idi, daha sonra evliliğimizi de bu şekilde ilerlettik.

Milli takım kamplarına gidip gelmeler, müsabakalar, fiziksel ve manevi destekler, yorgunluklar ve geçişler gibi faktörleri ilişkimizin minvaline oturtunca daha kolay bir şekilde ilişkimizi ilerlettik, avantajları bunlar diyebilirim. Yine avantajları arasında seni anlayan bir insanın her zaman yanında olması, desteği en yakınında görmeyi de sayabiliriz. Dezavantajları ise tabii ki uzun süreli görüşememeler, bir arada olamamalar ve özel zamanlarda yanında olamamalar gibi bu tarz zorluklarının da var olması.

“Karatenin hayatıma katkılarından en önemlisi kendinin daha iyi versiyonunu ortaya koymaya çalışmak olduğunu düşünüyorum.”

Almış olduğunuz ödüllerden ve bunun motivasyon anlamındaki katkılarından bizlere biraz bahsedebilir misiniz?

Öncelikle en büyük ödül karatenin hayatıma kattığı maddi ve manevi tüm artılarıyla birlikte kendimi oluşturmamdır; hayatı erkenden tanımam, onu bu yolla deneyimlemem ve kendimi şekillendirmeme yardımcı olmasıdır. Tüm bunların yanı sıra tabii ki maddi ödüllerin de var olması övünç kaynağı olsa da manevi ödülleri benim için bir nebze daha değerli, çünkü uluslararası bir insan olmak, farklı insanlarla karşılaşmak, başka kültürleri öğrenmek, sürekli seyahat etmek, kendinin daha iyi versiyonunu ortaya koymaya çalışmak, bu sırada okul okumak, yaşıtlarından fazla bir çaba sarfetmek, kendine hedef belirlemek, düşe kalka doğru yanlışı kendi çabanla öğrenmek, çevreni korumak gibi faktörlerle insanların yüksek gelişimi bence sağlanıyor.

Ben milli sporcu olduğum için üniversitede ve lisede burs alabiliyorum sonrasında KPSS olmadan eğer beden eğitimi bölümü okuduysanız direk beden eğitimi öğretmeni olarak atanabiliyorsunuz. Yine üniversite sınavının barajını geçtikten sonra üniversitenin beden eğitimi bölümlerine direk atama hakkı sağlanıyor. Ödüller kısmına gelince içimde biraz burukluk var, çünkü Türkiye’de bakanlıklarda ödül çalışmalarını olimpik olan ve olimpik olmayan olarak ayırıyorlar ve bu da bizim en büyük kanayan yaramız. Çünkü olimpiyatlarda yarışmış olmamıza rağmen şu an olimpiyatlarda olmadığımız için maalesef ki 5’te 1’i tarzında bir ödüle layık görülüyoruz yani aynı çaba, aynı katılım, aynı emek sonucu farklı şekilde değerlendiriliyoru. Bu da bizim üzüldüğümüz taraflar oluyor. Karate branşı için söyleyince bu da tabi insanı bir tık üzüyor. Değer yargılarını baştan konumlandırıyor diyebiliriz, tabi bu bizim yaptığımız işi sevmemize asla engel değil, zaten sadece bunun için yapmış olsaydık bu kadar fedakârlığa bu kadar uğraşın karşılığı değil.

Gerek sporda gerekse de sosyal hayatınız süresince bir kadın olarak geldiğiniz konuma kadar ne tür zorluklarla karşılaştınız bize biraz bahsedebilir misiniz?

Karate içinde bulundurduğu hem ideoloji hem de eşitlik bakımından bunun güzel örneklerinden biri olmasıyla birlikte sadece spor değil bir anlayış, bir yol, bir edeple birlikte ilerliyor oluşu ve Türk kültürüne de çok yakın ortak faktörler taşıyor olması ve bu yüzden de özellikle çocuklarda ve kendini savunması maalesef ki dünyada olduğu kadar Türkiye’de de zor olan kadınlar için çok önemli bir branş olma özelliğini taşıyor. Ben de birçok zorluk yaşadım, zorluk gibi görünmeyen manipülasyonlarla, mobbinglerle karşılaştım. Ama bunlar maalesef ki hayatın içinde var olan şeyler ve üstesinden gelmek için tatamide(minder türü) yaptığımdan daha fazlasını mücadele ettim, çünkü darbe beklemediğiniz yerlerden beklemediğiniz şekilde gelebiliyor ve nasıl savunacağını bilmediğiniz saldırılar olduğundan her seferinde yeni bir yol öğreniyorsunuz. Kendinize buna göre yeni bir yol yaratıyorsunuz yani kendinizi modifiye ediyorsunuz diyebilirim. Karatenin güzelliği erkek ve kadın sayısının eşit olduğu ve eşit ilginin olduğu bir branş olması ama bunun yanı sıra maalesef ki hakemlerin, yönetim bölümünün ve antrenörlerin kadın erkek bazında eşit rakamlara sahip olamaması. Katılım olarak ise dünyadaki birçok bölüm ve branş ya da alan gibi diyebiliriz.

Takım arkadaşlarınızla aile gibi olduğunuzu ve bu hususun dayanışmayı daha güçlü kıldığını, moral ve motivasyon anlamında da kuvvetli bağlar sağladığını düşünüyor musunuz? 

Kesinlikle düşünüyorum, bu önemli bir faktör çünkü senenin 300 gününü birlikte geçirdiğin insanlarla bir birliktelik sağlıyorsun. Aile gibi olmasının birçok faktörü var, bir kere onları siz seçemiyorsunuz ve onların içine düşüyorsunuz tıpkı ailenizi de seçemediğiniz gibi. Onlarla bir arada hareket etmeye, ilerlemeye, aynı hedef uğruna bir çaba sarfetmeye ve gayret etmeye çalışıyorsunuz. E tabi ki bu da çok önemli bir faktör olmakla birlikte sizin ilerlemeniz için birbirinize olan desteğiniz büyük bir itici gücün ortaya çıkmasını sağlıyor bunun avantajlarını da dezavantajlarını da kat ve kat yaşayan biri olarak iki yönlü de çok etkili olduğunu söyleyebilirim.

Performansa katkı anlamında düşündüğümüz zaman olimpiyatlarda veya herhangi müsabakada gittiğiniz hangi şehirde veya ülkede ihtiyaçlarınızın en doğru şekilde karşıladığını düşünüyorsunuz (mekân, atmosfer, beslenme, barınma ve dinlenme yerleri)? 

Eğer bir psikolojik destek vs. almıyorsak zihinsel performansımızı kendi çabalarımızla oluşturuyoruz. Mekân, atmosfer, barınma ve dinlenme yerleri federasyon tarafından karşılanan ve bu kurallara bağlı olarak yerlerde kaldığımız çalışmalar oluyor yani kendi istediğimiz hür irademizle seçtiğimiz durumlar olmuyor. Hepimiz aynı çalışmaya maruz kalıyoruz diyebilirim. Beslenme ve kendimizi hazırlama konumunda da elimizden geldiğince profesyonel davranmaya, yardım almaya ve bu yolda ilerlemeye çalışsak da bu durum yurtdışında bir nebze daha zor olabiliyor. Tabi yanımızda götürdüğümüz yiyecekler bazen su ile bile çokça yol aldığımızı kendimizi daha iyi hissettiğimizi hatırladığım maçlar var. 

Çalışma standartlarınızı etkileyen etmenler nelerdir? 

 Ben komite branşında yarışıyorum -yani bu dövüş demek- artı sıklette yarışıyorum karate sporu sıklette olduğu için çalışacağınız ortam ve tatami -yani üzerinde sıçradığımız, maç yaptığımız, antrenman yaptığımız özel bir minderimiz- var bizim için birçok faktör gerekiyor bu sebeple karateyi yapmamız için bu minderle dolu olan en az 50 metre karelik bir alan. Daha sonra partner, çalıştırıcı, buna uygun ortam çünkü sürekli sıçrama ve çıkardığımız seslerden dolayı etrafta yaşam standartlarından dolayı rahatsız olan yerler olabiliyor. Bu tüm faktörler tamamlandığında bir çalışma ortamı ve şekli belirlenebiliyor. Tabii ki hiç kolay değil tüm başarıların gerektirdiği şeyler… Bu yüzden çalışma sistemimizin içerisinde antrenörümüz, sıkletimizin kontrolü, yeme içme, uyku gibi faktörler, çalıştığımız partnerler ve çalıştığımız ortam bu faktörler performansımızı tabii ki çokça etkiliyor.

Bulunduğunuz konuma gelene kadar yaşamış olduğunuz zorluklardan ve fedakarlıklardan bize bahsedebilmeniz mümkün müdür? 

 Sporcuların ortak fedakarlıkları diyebilirim; ailelerinden uzak kalmak, istedikleri şeyi istedikleri zaman yapamamak, yemesine/içmesine, zamanına ve yorgunluğuna kadar dikkat etmek, arkadaşlarının ve ailesinin iyi gününde, kötü gününde hatta çocuklarının doğumunda bile bazen yanında olamamak. Bu yüzden yaşadığımız vicdan azabı ya da müsabaka sırasında, sonrasında ya da öncesinde müsabakaya çok yakınken büyük ihtimalle de öncesinde yaşanan sakatlıklar, hayal kırıklıkları yada çok iyi çalıştığın performans gösterdiğin bir ortamdan eli boş ve madalyasız dönmek, büyük emekler harcadığın şeylerin boşa gittiğini düşünmek gibi sıkıntıların yanı sıra siz işinizi yaparken destek olması gereken mercilerin köstek olarak sizi engellemeye çalışmaları, arkanızdan iş çevirmeleri gibi bir çok iş hayatında da bulunan zorlayıcı faktörler diyebilirim.

Spor müsabakalarında izleyenlerin gördüğü veya fark edemediği sıkıntılarınız nelerdir? 

 Çok kolay yorum yapabiliyorlar bazen. Anlayabiliyorum, çünkü bu çok kolay yani yapılabilecek onlara en mantıklı şey olarak geliyor ama hayatında hiçbir ideal uğruna ter dökmemiş, hareket etmemiş, spor yapmamış, özellikle sizi izleyen branşla bir alakası olmayan, ayağını tatamiye değdirmeyen insanların fazlaca yorumları ortaya koymaları ve bunda ısrar etmelerini doğru bulmuyorum herkesin bir fikri olabilir ama fikri olduğu kadar yaşanılan background’u da görmeleri gerektiği taraftarıyım. O sporcuların yaşadıkları, neler olmuş olabileceği, neler olduğu bunlar tamamen açıklanabilen netçe görülebilen şeyler de değil bunların göz ardı edilmemesi gerektiği taraftarıyım.

Sizin de bildiği üzere bir pandemi sürecinden geçtik (Corona) bu sürecin bilhassa kadın sporculara yönelik dezavantajları nelerdir? 

Evliliğimin ilk senesinde denk gelmiştim o döneme. Evde eşimle vakit geçirmek bana iyi gelmişti. O işe gitmeye devam ediyordu benim için büyük bir faktör değildi. Gene antrenmanları yapmaya devam ediyordum, evde olmak da hoşuma gitmişti açıkçası. Her sporcu gibi evde kalmanın, yeterince performans sergileyememenin ve kitle olmanın hissiyatını yaşadım ama kadına yönelik çok da dezavantajı olduğunu düşünmüyorum ama bir dezavantaj olabilir; sürekli evde kalan kadınlar için bu bir sorun olabilir belki, ama benim zaten sevdiğim şeyler olduğu için bu durum beni rahatsız etmedi diyebilirim.

Genel anlamda kadın sporcuların spordaki yeri ve önemi nelerdir ve sizce kadınlar sporda ötekileştiriliyor olabilir mi? 

Olabilir mi değil, kesinlikle öyle. Hangi branşta, neyin popüler olduğunu ve nasıl bir satış uygulandığının dönem ve konu ortaya koyularak değişiyor. Bazen yedek kuvvet gibi davranılması ya da sadece başarılarıyla ön plana getirilmesi ve cinsiyet eşitsizliği hem kanımı donduruyor hem de buna sinirleniyorum. Sinirlendiğimden/öfkelendiğimden elimden de bazen bir şey gelmediğinden nasıl olacağına dair karmaşık duygular içerisine giriyorum. Gelecekle ilgili bu konuda maalesef ki biraz umutsuzuz ama umudumu yeşerten başarılı, bilinçli ve kendini doğru bir şekilde ortaya koyan ve içtenliğine inandığım arkadaşlarım dünya Avrupa şampiyonasının milli sporcuları var. Sanırım hep birlikte de bunun üstesinden gelebileceğiz. 

Karate branşının cinsiyete yönelik dezavantajları ve avantajları nelerdir? 

 Bence daha çok avantajı var, çünkü fizyolojik olarak erkeklerin bizden daha güçlü olması ve her ne kadar sıklet sporu yapıyor olsak da yani kadınlar kadınlarla dövüşüyor olmasına rağmen antrenman partneri olarak erkeklerle çalışma şansımız var ve bu da bizi geliştiren faktörlerden en büyüğü diyebilirim. Fakat gerek yönetim bazında gerek dünya federasyonu bazında gerekse de antrenörlük bazında kadın sporcular çok fazla görünmüyor, ilerlemiyor, ötekileştiriliyor ve arka plana itiliyor. Kadınlar ne kadar başarılı sporcular olsa da erkek hegemonyasının altında tercih edilmiyor diyebiliriz. Kadınlarda sanırım doğum yapma, evlilik sonrası farklı sistemlere girme ya da fikirlerinin değişmesi sebebiyle uyum sağlayamıyor ya da doğru uyum sağlayacak ortam sağlanamadığından sporu bırakmak, devam edememek ve olması gereken konumda olamamak gibi zorluklar yaşıyorlar.

Karate ve türevi sporların bilhassa kadınların savunma anlamında katkıları hakkında fikirleriniz nelerdir? 

 Sadece kadınlar için değil herkes için özellikle de çocuklar için öneriyorum. Çünkü bence bir insan hayatının bir bölümünde muhakkak bir savunma sporu yapmalı. Bu insanın kendini, bedenini/vücudunu kullanmayı daha kolay hale getirirken sizin de kendinizi keşfetmenizi sağlıyor; nasıl tepkiler verebileceğinizi, neler yapabileceğinizi… Bu çünkü içgüdüsel bir mesele yani kendini savunma ya da tepki verme bunu deneyimlemeyi bunu eğitmeyi bunun farkındalığına varmanızı sağlıyor bu da özgüveninize, sosyalleşmenize, girdiğiniz ortamlara, yaptığınız aktivitelere yansıyor ve daha girişken gelişken ve iletişime açık bir insan olmanıza da büyük faydaları var.

Genel anlamda bakıldığı zaman sporda kampların çok yoğun olması, maddi zorluk; psikolojik ve sosyal etmenler, ortamdaki atmosfer, zaman kısıtı gibi etmenler, özellikle kadınlarda kılık ve kıyafet anlamında bir zorluğun yaşandığını düşünüyor musunuz? 

Hepsinin çok büyük zorluklarının üstesinden gelindiğini düşünüyorum. Bunun en büyük sebepleri ortam ve mahalle baskısı. Sistemi sistemli bir şekilde entegre edilerek yokmuş gibi gözükse de üzerinizde bir baskı yaratılıyor. Bunlar şimdilerde daha çok dile getirilip fark ettiriliyor daha öncelerde bilmediğimiz halde yaşadığımızı şimdi yeni öğreniyorum bu tabi ki olduğunuz ortama, spor yaptığınız yere ve yaptığınız spora göre bile değişiyor; bu federasyondan federasyona sistemin başındaki kişiyle şekillenen bir mobbing zinciri bile olabiliyor tüm bu etmenler yanlış kararlar yanlış sonuçlar doğurabiliyor ki birçoğunu yaşayarak öğreniyoruz maalesef.

Ülkemizde spora ve spordaki kadınlara yönelik desteklerden memnun musunuz düzeltilmesi gereken yanlar var ise neler önerebilirsiniz? 

 Bazı zorunluluklar getirilmesi taraftarıyım mesela bir federasyonun yönetim bazında bazı konumlara yüzde ilavesi gelmeli. Yani yüzde şu kadar kadın olmalı tarzında ya da antrenörlerin hiç olmazsa 3 antrenörle 1 gibi bir yüzdelik zorunluluğu gelmesi taraftarıyım. Çünkü özellikle bizim gibi yüzde 50 kadın yüzde 50 erkek yani erkek ve kadının eşit olduğu bir sporda daha sonradan hiçbir kadının kalmaması bana bir işaret, bir sorun gibi geliyor. Bu yapılırsa belki 1 nebze durumları düzeltebilir diye düşünüyorum. 

Sporcuların genel anlamda kendilerini motivasyon anlamında yükseltmeleri için önerileriniz nelerdir? 

Profesyonel destek almaları taraftarıyım. Kendilerine şiar edindikleri bazı temel değerler olması gerektiği taraftarıyım, etraftaki insanların özellikle hayran oldukları insanların her yönüyle değerlendirip sadece dış faktörlerle görünenle değil tüm yönleriyle ele alıp iyi taraflarını kendilerine alması taraftarıyım. Her maç yeni bir motivasyon ve farklı yollardan başarıyı denemeleri onların kendi doğrularını bulacakları anlamına gelir bu söylediğim önceki faktörlerse onlara yardımcı olacak kanallardır diye düşünüyorum.

Gerek olimpiyatlarda gerekse de müsabakalarda herhangi sakatlık, yaralanma gibi acil durumlarda sağlık hizmetlerinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz, gelişim için daha neler yapılabilir? 

Federasyonel bazda bazı problemler yaşanıyor. Bazı yönetimler ve sistemler bunun çok gerekli olduğunu düşünmüyor bu da sporcuya ters etki yapıyor; çünkü zihnimiz olduğu kadar bedenimiz de bir tahribata giriyor ve bunun sürekli kontrol altında olması herhangi bir durumda en acil şekilde destekle korunması gerekiyor bunun içinde sağlık ekibi çok önemli! Ne kadar fiziki olsa da zihinsel olarak da büyük kayıplar ve düşüşler yaşıyoruz bunun toparlanması içinde zihinsel olarak da desteğe büyük ihtiyaç var düşüncesindeyim.

“Ben önce kendimi en iyi şekilde oluşturup, temsil edip daha sonra da ülkeme işte aslında Türk kadınları böyle dedirtmeye çalışıyorum.”

Kadına yönelik sporculukta kişisel bazdaki kavramlarınız nelerdir? (Sabır, özveri, pes etmeme, kıdem-tecrübe, küçük yaştan itibaren spora yönelim, Türkiye’de kadın olmak ve kadın sporcu olmanın vermiş olduğu ağırlık, ailevi ve sosyal çevreden destek, verilen değerler, en ideal insan olmak). 

Söylediklerinizin hepsi diyebilirim. Şayet aklımda olmasa da görünce saymak istediğim şeyler… Ailemin spora yatkın olması ve bu husustan dolayı benim ilerlememe açık olmaları benim için hep çok büyük bir destek kaynağı oldu. Sağlığımdaki değişim sosyalleşmemdeki büyük gelişim onların farkına vardığı ve beni yüreklendirdikleri destekleriyle birlikte daha da ileri gitmemi ve onların verdiği temelin üstüne doğru şeyleri yapmaya çalışarak ilerlememi sağladı. Aslında bakarsanız bu işin 2 büyük anahtarı var; sabır ve özveri. Bu iki büyük anahtarın eğer şansınız da yaver gittikten sonra doğru bir şekilde kullanılırsa başarının kapılarını aralayabileceğini söyleyebilirim… 

 Doğru yolu bulmak için farklı deneyimlere açık olmak da bunlardan biri bence. Küçük yaştan itibaren spor yapmak ise hayatınızı daha hızlı bir şekilde kolaylaştırarak şekillendiriyor. Yeni şeyleri öğrenmek, planlı programlı olmak da yine gelişmeyi getiren diğer faktörlerden… 

 Türkiye’de kadın olmak kanayan yaram olduğu için daha çok kadın sporcu olmanın vermiş olduğu büyük bir ağırlık tabi ki var ama bunun vermiş olduğu büyük bir güç de var; çünkü her zaman dünyadaki ve ülkemdeki yaptığım her harekette kazandığım her başarıda bunun kat ve kat daha önemli olduğunu biliyorum. İnsanların desteklerini ve güzel sözlerini yargılayanlardan daha çok duyuyorum ve bu bende daha da büyük motivasyona sebep oluyor. Bu sayede sanırım kendime gelip toparlanıp daha iyisini yapmak için yol alabileceğime inanıyorum. Ben önce kendimi en iyi şekilde oluşturup, temsil edip daha sonra da ülkeme işte aslında Türk kadınları böyle dedirtmeye çalışıyorum. Tüm kontaklarım ne kadar içsel zevkimle bağlantılı olsa da daha sonra gene de benden sonra temsil ettiğim bir imaj var ve bunu ortaya koyup korumaya çalışıp en yüceye yükseltmeye çalışıyorum bunu da en doğru şekilde yaptığıma inanıyorum üzerime düşen görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorum.


[1] https://kdo.metu.edu.tr/karate-do/

2 Yorum
  1. Gerçekten çok faydalı bir yazı olmuş. Bu tarz yazılarının devamını diliyor seni de bu çalışmandan ötürü tebrik ediyorum. 🙂

  2. Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Bu tarz yazılarının devamını diliyor seni de bu çalışmandan ötürü tebrik ediyorum. 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer Haberlere Göz Atın

Bisikletli Kazaların Önüne Neden Geçilemiyor?

Türkiye’de son yıllarda birçok bisikletli kazaIarı meydana geldi. Türkiye Bisiklet Federasyonu’na göre  son…

Kadınların Sporu: Flag Football

Flag Football bir diğer adıyla Bayrak Futbolu bir takım sporu. Pek yaygın…

“Hayal et, plan yap, çok çalış ve başar.” Raha Akhavan

En büyük uluslararası açık su yüzme serisi Oceanman’deyken bir yüzücünün methini duydum.…

Seyhan Şaşko: Spor Arenasının Tutkulu Sesi

Spora olan tutkusunu ve deneyimlerini paylaşan Seyhan Şaşko ile kariyerinde edindiği tecrübeleri…